Kilo kontrolü, yemeğinizden keyif almanın önemini vurgulayan yeni bir bakış açısıyla yeniden şekilleniyor. Düşük kalorili ve doğal tatlandırıcılarla hazırlanmış bir çikolata barı ile gerçek bir çikolata barı arasında seçim yapmanız gerektiğinde, birçok kişi mantıken sağlıklı olanı seçmeyi bilir. Ancak, lezzetli bir ödüle direnmek oldukça zorlayıcı olabilir. İnsanlar enerji yoğun ve tatlı yiyeceklere yönelme eğilimindedir; bunun kökeni ise atalarımızın bu tür gıdalara olan bağımlılığından kaynaklanmaktadır. Ayrıca, çevremizdeki yüksek kalorili ve ultra işlenmiş gıdaların bolluğu, sağlıklı beslenme çabalarımızı zorlaştırabiliyor ve bu durum suçluluk duygusunu artırabiliyor.
Michigan Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Ashley Gearhardt, ultra işlenmiş gıdaların, insanlar üzerinde yoğun bir etki bıraktığını belirterek, “Bu tür gıdalar, sanki metal müzik konserindeymişsiniz gibi, tüm diğer tatları bastıracak şekilde tasarlanmışlardır. İnsanların bir meyve veya sebzenin hafif melodisine kulak vermesi oldukça zor.” diyor. Ancak son araştırmalar, kilo kontrolünde sadece ne yediğimizin değil, aynı zamanda bu yiyeceklere karşı olan tutumumuzun da önemli olduğunu gösteriyor. Yemekten keyif almanın sağlığımıza katkıları olduğu da anlaşılıyor; çünkü yediğimiz şeylere dair beklentilerimiz, açlık hislerimizi etkileyebiliyor.
TATMİN OLMAYAN “SAĞLIKLI İÇECEKLER”
Yaklaşık 15 yıl önce gerçekleştirilen bir deneyde, bilim insanları, yediğimiz gıdalar hakkındaki inancımızın, vücudumuzun tepkilerini nasıl etkilediğini kanıtladı. Stanford Üniversitesi’nden psikolog Alia Crum’un liderliğindeki bir araştırma ekibi, katılımcılara bir milkshake sunarak, içeceğin kalori miktarına ilişkin inançlarının, vücutlarının hormonal tepkilerini değiştirdiğini keşfetti. Katılımcılara aynı milkshake verildi; ancak bazıları bunun sağlıklı ve sadece 140 kalori olduğunu, diğerleri ise 620 kalorilik “zevk dolu” bir içecek olduğunu düşündü. Oysa ki içecek gerçekte sadece 380 kalori içeriyordu. Katılımcılar, “zevk” dolu içeceği içtiklerine inandıklarında, açlık hormonu ghrelin seviyelerinde belirgin bir düşüş gözlemlendi. Sağlıklı içecek içtiklerini düşündüklerinde ise bu düşüş daha az oldu. Bu durum, yiyeceğe yönelik düşünce ve beklentilerin, vücudun tepkisini etkilediğini gösteriyor.
Crum, “Yeterince yediğinize inanmak, vücudunuzun da bu şekilde tepki vermesini sağlıyor” diyor. Bu, sağlıklı bir kiloyu korumak için oldukça önemlidir; çünkü ghrelin metabolizmamızı etkileyen bir hormondur. Doygun hissetmezsek ve metabolizmamız yavaşlarsa, yeterince enerji yakamayız. Dolayısıyla, kısıtlayıcı bir zihniyet, sağlıklı bir kiloyu sürdürmek konusunda ters bir etki yaratabilir.
ETİKETLEME VE PSİKOLOJİK ETKİLER
Etiketleme de bu konuda etkili bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Başka bir çalışmada, katılımcılardan “lezzetli” veya “sağlıklı” olarak etiketlenmiş iki protein barından birini seçmeleri istendi; oysa her iki barın besin içeriği aynıydı. Üçüncü bir grup katılımcıdan ise yalnızca barların görünümünü değerlendirmeleri istendi. “Sağlıklı bar”ı tercih eden katılımcılar, daha az tatmin olduklarını ve daha aç hissettiklerini bildirdiler. Ayrıca, bar yemeyenlere kıyasla daha fazla yiyecek tükettikleri görüldü. Bu da sağlıklı etiketlerin, yiyecekten zevk alma beklentisini azaltabileceğini gösteriyor.
Sonuç olarak, kilo vermek ve sağlıklı bir yaşam sürmek için yeme alışkanlıklarımıza ve besinlere dair tutumlarımıza daha fazla önem vermemiz gerektiği anlaşılıyor. Yemeğin tadını çıkarmak, sadece ruh halimizi değil, aynı zamanda sağlığımızı da olumlu etkileyebilir.